Dr. C.K. ‘nın kendi çektiği fotoğraf. 4. günün sabahı.
Dr. C.K. ‘nın kendi çektiği fotoğraf. 4. günün sabahı.
Merhaba,
Ben Şebnem Erdem, uzman köpek eğitmeniyim. Son bir yıldır yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak, çaresizliğimi haykırabilmek adına buradayım.
Adet düzenimdeki bozulmadan dolayı, doktora gitmeye karar verdim. Birkaç doktor dolaştıktan sonra, hayatımın akışını değiştirecek, umutlarımı, hayallerimi, sağlığımı elimden alacak olan Antalya Yaşam Hastanesinde Dr. C.K. ile tanıştım. Muayene sonucu oldukça büyük, (rahmimden büyük) miyom olduğunu ve ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Bu, hem sağlığım için hemde çocuk sahibi olabilmem için gerekliymiş.
Peki, nasıl olacaktı bu miyom ameliyatı? Ameliyatdan sonra ne kadar sürede günlük yaşantıma ve işime dönebilecektim? Doktor laparoskopik yöntemi önerdi. Yani, kapalı (bıçaksız ve dikişsiz) ameliyat yöntemiymiş. Ameliyat sonrası akşama taburcu olur, 10 gün içinde de işine dönersin, çocuk sahibi olmana da engel olmaz dedi. İkna edildim ve ameliyat günüm kararlaştırıldı. Gerekli röntgen çekimi ve kan tahlillerini yaptırdım. Her şey normaldi (belgeli). Ameliyat olacağım gün sabah 8 gibi hastaneye giriş yaptım. Ön hazırlıklar, alelacele okutulmadan imzalatılan form aşamasından sonra, yanımdaki arkadaş ve akrabalarıma “türk kahvesini hazırlayın, birazdan geliyorum” diyerek vedalaşıp, ameliyathaneye götürüldüm. Yaklaşık 1 saat süreceği söylenen ameliyattan sonradan öğreneceğim üzere 3,5 saatte çıktım. Bundan sonrasını gün gün kısa notlar halinde paylaşmak istiyorum.
Gün gün yazmamdaki sebep, kadınların, erkeklerin, yetkililerin, sağlık bakanlığının, kısaca haykırışımı okuyan herkesin her şeyi ayrıntısına kadar bilmelerini istememdendir.
20.03.2012 Ameliyat günü... Ameliyat 1 saat değil, 3,5 saat sürdü... Uyanış... Allahım, bu nasıl bir uyanış? Bu nasıl dayanılmaz bir ağrı? Saatler geçiyor kendime gelemiyorum... ağrıdan kıpırdayamıyorum. Doktor “senin de ağrı eşiğin çok düşükmüş, hadi biraz daha yat'' dedi. “hadi biraz daha yat akşama taburcu olursun” diyor. İçimden “bu halde nasıl taburcu olurum? sen güçlü bir kadınsın, ağrı eşiğin bu kadar düşük olamaz, daha önce de ameliyat oldun, ama bu çok farklı” diye düşündüm. Akşam üstü doktor vizite geldiğinde bende hiçbir iyileşme görmediğinden “kal madem bu gece” dedi ve gitti. Bu arada, uyandıktan sonra ve ilerleyen saatlerde arkadaşım tuvalet ihtiyacım olmamasına şaşırdığını söyledi.
Malum, ameliyat olanlar bilir, uyandıktan sonra idrar yapma ihtiyacı olur, ayağa kalkamayacak olan hastalarda da sonda takılır. Bende sonda da yoktu, idrar yapma ihtiyacı da… Gece olduğunda arkadaşım “bu normal değil hadi bi gayret kalk, tuvalete götüreyim seni” dedi. 2 Kişinin yardımı ile dayanılmaz ağrılar eşliğinde ayağa kalkabildim. Sol kasığımda abartılı bir şişme olduğunu fark ettiler. Hemşireye haber verildi, hemsire “normal, yürümelisin, gazdır o” dedi. Bense, ayakta bile duramıyordum..nasıl yürüyecektim?
21.03.2012 ağrı dolu gecenin sabahı..doktoru bekliyoruz. Sol kasıktaki şişlik daha da büyüdü. Baş hemşire geldi ve şişliği görüp”yürümelisin! Ben sana yürü demedimmi” diye bir güzel fırçaladı. Arkasına doktor geldi “evet yürümelisin, duruma göre akşama taburcu edebilirim” dedi ve gitti. Keşke o zamanlar aklımıza gelseydi de, hergünü fotoğraflasaydık. O zaman da dedim, şimdi de diyorum “düşmanım dahi bu acıları çekmesin... hiçbir kadın bu acıları çekmesin”. Akşama doğru sol kasığımda başlayan şişme, karnımın sol tarafına doğru yayılmaya, canım daha da çok acımaya, derim ve laparoskopinin dikiş yerleri gerilmeye başladı. Doktor “bu gece de kal” dedi ve gitti. Ben ve yanımdakiler hiçbir şey anlayamıyorduk. Gece çektiğim ağrı artınca, morfin dozunu arttırıp, birde sonradan öğrendiğim xanax ilacını vermişler. Arkadaşım ise defalarca “doktor gelsin” demesine rağmen kimse gelmemiş.
22.03.2012 Doktor vizite geldiğinde “birazdan ultrasona göndereceğim seni” dedi. Genel cerrah ile yaptıkları ultrason sonucu “kasık fıtığı” teşhisini koyup, her an ameliyata alınabileceğimi söylediler. Yürümemem, yatakta kalmam gerektiğini eklediler. Tuhaf bir ayrıntıyı hemen eklemek istiyorum “idrara çıkma ihtiyacım” hiç yok denecek kadar azdı. Kasığımdaki şişliği tarif edecek olursam “portakal” kadar olmuştu. Karnımın sol yanı ve belimin sol tarafı iyice şişmeye başlamıştı. Şişlikler arttıkça, acılarım, ağrılarım ve derimdeki yanma da artıyordu. O gün de taburcu edilmedim, acılarımdan konuşamadığım için içimden sadece Allah’a yalvarıyordum “lütfen ne olacaksa olsun, dayanamıyorum”.
23.03.2012 Doktor vizite geldiğinde beni ayağa kaldırdılar. Şişliklerime bakan doktor “hayatımda böyle şey görmedim” diyerek iç çamaşırımı indirip kasık-karın bölgemin I-phonu ile fotoğrafını çekti ve “İstanbul’daki hocalarıma danışacağım” diyerek gitti. Serumlar ve ağrı kesiciler hiç eksik olmuyordu. Yemek yiyemediğim için serum yolu ile beslemeye başlamışlardı. Şiddetli ve yoğun kusmalarım sağlık görevlilerine söylenmesine rağmen, kimse ilgilenmiyordu. Doktor rutin vizitine geldiğinde “yürmeyi dene” dedi ve ekledi “olası kasık fıtığı ameliyatını 2 ay sonra yapabiliriz”. Düşmanımın dahi yaşamasını istemediğim dayanılmaz ağrı ve acılı bir gecenin daha sabahı olmak üzere idi.
24.03.2012 Kaygı... endişe... korku... acı... ağrı... çaresizlik... boşluk... yoksa hiçbirşeymi? Ölüyormuydum yoksa ölmüş müydüm? Bilemiyordum..seçemiyordum. farkında olduğum tek şey “dayanma gücümün” çok üstündeki ağrılardı. Arkadaşlarım, akrabalarım sürekli geliyor gidiyordu ama gözlerimde kalan tek görüntü yüzlerindeki çaresiz ifade idi. ''S'' beden giyen ben “L” olmuştum! Derken ilginç bir gelişme yaşandı, odama ilk defa vizit saatinin dışında ameliyatı gerçekleştiren Dr. C.K. ile beraber 2 doktor daha geldi ve beni muayene ettiler. Teşhis: “Lenfödem”. Zaten olanları bir türlü algılayamayan ben iyice aptallaşmıştım. Lenfödem de neydi? Doktorların açıklaması: “bazı bedenler ameliyatı kaldıramaz, ağır gelir ve tepki gösterir, senin bedenin de ameliyatı kaldıramadı!” “yat, sakın ayağa kalkma!” Aradan biraz zaman geçince ultrasona gönderildim. Ultrason raporunda “karın bölgesinde sıvı gözleniyor “ yazıyordu. Artan ağrı, şişlik ve yanmalar ile bir gece daha bitmek üzere idi.
25.03.2012 Sabah ilk fark ettiğimiz artık “XL” beden olduğumdu. Aylardan Mart olduğu için, ince kumaş gecelik bulmaları mümkün olmadığından ve kalın kumaş canımı yaktığından çocuğu olan arkadaşım, evi yakın olduğu için, hamileliğinin son dönemlerinde giydiği çamaşırları getirdi. Kendimi zorla toparlamaya, kelimeleri bir araya getirmeye çalıştım. Yanımdakilere söylemek istediklerim vardı, bir gayretle “vasiyetimi verdim” yine bir gayretle “sevdiklerimi, aile bireylerimi, eşimi, dostumu” son bir kez görmek istediğimi söyledim. Ama mümkün değildi o an için... uzaktalardı... ”köpeklerim” dedim son bir gayretle... ”olmaz” dediler, yasakmış. İnsan bilmediğinden korkarmış. Bende ne olduğunu bilmediğimden korkmaya başlamıştım. “ölüm”den değil, hasret duyduklarımı bir daha görememekten, yarım kalan işlerimi tamamlayamamaktan…
26.03.2012 “XL” çamaşırlar dar gelmeye başladı. Doktor vizite geldi, baktı ve “yatakta kal” dedi ve gitti (Sanki kıpırdayacak halim vardı). Artık ağlamıyordum, gözyaşlarım kendiliğinden akıyordu. Vücudumun bir çeşit acı hafifletme çabası gibiydi. Başka bir doktor geldi ve sırtımı görünce “enfeksiyon bu” dedi. Kasık fıtığı, Lenfödem, şimdi de enfeksiyon! Peki ama ne enfeksiyonuydu bu? Tomografi, ultrason ve röntgene gönderildim. Damar yolu ile antibiyotik tedavisine başlamak için hazırlık yaptılar. İşte o anda nasıl bir kuvvet geldiyse bana “ne olduğunu açıklamak zorundasınız” diye tepki gösterdim. Doktorların cevabı: “durumun cok ciddi, sebebini bilmediğimiz bir enfeksiyon var, rahminden kaynaklanıyorsa, rahmini alacağız! Eğer rahminden değilse, karın bölgene 6-7 kesi atacağız, kesiler açık kalacak, aylarca sürecek, ta ki enfeksiyon kuruyana kadar!”. Diğer doktor ise “Lenfödem üstü enfeksiyon” dedi. İnanıyorum ki; sizler bu satırları okurken hayretler içerisinde kalmışsınızdır. (Çok kısa bir süre kendinizi benim yerime koymanızı rica ediyorum.) Bu arada, doktorlar odadan çıkarken son cümleyi Dr. C.K. söyledi: “bikiniyi unut” (yorumu size bırakıyorum). Çekilen tomografi raporu ise şöyleydi: sağ distal kesimde sıvı akışı gözlendi. Bu arada, birde enfeksiyon doktoru muayene etti, teşhis: “laparoskopi cihazlarını temizlediğimiz solüsyon sizde alerji yapmış!”. Kasık fıtığı, Lenfödem, Lenfödem üstü enfeksiyon ve son olarak solüsyon alerjisi?
27.03.2012 Sol kolum vücudumun şişliğinden, bedenime doğru kapanmıyordu artık. Derim, sanki ateşte yanar gibi yanıyor ve renk değiştirmeye başlamıştı. Artık, yolun sonuna gelmiştim. Bu kadar ağrı ve acı, bedenimin hali..evet evet artık yolun sonundaydım… ne olurdu sanki, beni evime götürselerdi? Evimde sevdiklerimin ve köpeklerimin yanında ölseydim… CRP diye bir değer vardı, bunu konuşuyorlardı, gitgide yükseliyormuş, 9’lara çıkmış? Akşam olduğunda, hayal mayal “4 ünite kan hazırlansın” dediklerini hatırlıyorum. Uyuşmuş olan benliğim, artık hiçbirşeyi kavrayamıyordu. Doktor dedi ki “yarın ameliyata alabiliriz seni”. Arkadaşlarıma dedim ki “ben buraya geldiğimde banyo yapmıştım, yarın ameliyat diyorlar, muhtemelen sağ çıkamacağım, beni zor da olsa bir yıkamaya çalışın..ayağa kaldırdılar, bir terslik vardı; sırtımda bir ağırlık, bir tuhaflık vardı. Arkadaşlarıma söylediğimde sırtıma baktılar ve şişliklerin sırtımda, boynumun ortasına kadar yayıldığını gördüler. Adım atmaya çalıştıkça bıngıl bıngıl sallanıyordu su yatağı gibi…
Acısı mı?
Şöyle açıklamaya çalışsam: Ufak bir açık yaramıza idrar deydiğinde canımızın yanacağını hepimiz biliyoruz. Dokuz gün boyunca derimin altına, karnımın içine ve vücuduma yayılmış idrarın verdiği acıyı ızdırabı hayal edebilirmisiniz?
Hemde yeni ameliyatlıyken.
28.03.2012 Yatağımda, acılarım, ağrılarımla boşlukta gibiydim. Dostlarım yanımdaydı. Sonradan öğrenecektim ki, arkadaşlarımdan biri halime dayanamadığı için sakinleştirici almaya başlamıştı. Öğlene doğru ameliyathaneye götürmek üzere beni almaya geldiler. Doktorlar arkadaşlarıma, ameliyatımın 5-6 saat sürebileceğini söylemişler. Arkadaşlarım, olası bir rahim alınması durumuna karşı, odamda bulunan bebek küvözünü dışarı çıkartmışlar. Zaten dibe vurmuş olan psikolojimi bir daha hiç toparlayamam diye. Yaklaşık bir saat sonra odama geri getirilmişim. Kendime gelmeye başladığımda ne olduğunu bilmek istiyordum. Elimi karnıma götürdüm “kesi”ye dair bir şey hissetmedim. Rahmim kaynaklı bir ağrı da hissetmiyordum. Doktor geldi ve ilk söylediği “hadi iyisin, ucuz atlattın” oldu. Bir an düşündüm, neyi uzuc atlattım? Kendimi 9. Kattan mı atmıştım da bir kırıkla ucuz atlatmıştım? “üreter” dedi, üreterin yaralanmış..stent koyduk! Algılamaya çalışıyordum... üreter? stent? Açıklama istedim. Üreter mesane ve böbrek arasındaki idrar borusu imiş! Laparoskopi cihazı, bacağıma bağladıkları akım bandından değil, idrar borusundan çıkarmış elektriği! Nasıl yani? Nasıl böyle tehlikeli ameliyatlar yapılabilir ki? Koydukları stent 27 cm uzunluğunda olup, bir ay sonrasında geri çıkartılacaktı. Evet, idrar borumu kesmişti doktor. Bunu da bir şekilde kılıfına uydurarak bize açıklamaya çalışıyordu. Rahim içindeki miyomu alırken, karın boşluğundaki idrar borumu kesmiş, ve hastanede yattığım günler boyunca idrar ve diğer sıvılar bedenime dolmuştu. Kaldı ki; ilk ameliyatın hemen sonrasında idrar takibi yapmak zorundaydılar, bunu yapmış olsalardı, idrara normal değerlerin altında çıktığını anlayabilirlerdi.
02.04.2012 Tarihinde, 2. Ameliyat öncesi 11.57’ye çıkmış olan CRP değerim, normal değerler düşünce taburcu dediler. Yapılan tüm işlemlere dosya halinde tarafıma verilmesini istedim. Uzun bir bekleyişten sonra dosyamı alabildim ve yurt dışından gelmiş olan ablam ile hastane sahibiyle görüşmeye gittik. Tüm yaşadıklarımı anlattık. Hastane sahibi: ”bağışıklık sistemin çok güçlüymüş” dedikten sonra ekledi “hastanemiz ve doktorlarımız sigortalı, bir şey yapamazsın”. “sigortalı” ve “bir şey yapamazsın” demekle neyi kastettiğini sonraları öğrenecektim. Hastaneden çıkarken kapalı ameliyat ücretini talep edip, ödemezsem yasal işlem başlatacaklarını belirttiler; bunun üzerine ödemeyi yaptım.
Buraya kadar okuduğunuz her satır “acı ve gözyaşı” dolu…
Evime geldikten sonra hergün biraz daha düzelebilme umudu ile uyanıyordum. Taa ki 15.04.2012 sabahına kadar. Dayanılmaz ağrı ve kusma ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi hayatım başlamış oldu. O günden beri değerli hocalarım ve doktorlarım sağlığımı düzeltmeye çalışıyorlar.
Tıp fakültesi günlerimi kısa başlıklar halinde paylaşacağım.
-Uzun süren, stent kaynaklı enfeksiyon mücadelesi (2 ay).
-O zamanlar başlayan ve halen devam eden yemek yiyememe problemi.
-Enfeksiyon bittikten sonra stendin alınmasına karar verildi.
-Ameliyathanede, idrar borumun kesik olan yerinde daralmanın düzelmediği anlaşıldı. İdrar boruma balon yapıldı ve yeni bir stent konuldu.
-Birkaç kez karnımın sağ tarafına bayılacak raddeye getiren sancılar girdi (safra kesesi atağıymış, duvarı kalınlaşmış ve enfeksiyon başlamış).
-Şiddetli başağrısından dolayı, eczaneye gittiğimde tansiyon: 17/15...
-Akabinde acilen eğitim araştırma hastanesi.
-Böbrek MR ve syntigrafisi çektiler.
-Sonuç: sağ böbrekte kalıcı hasar, hydronefroz!
-Böbrek damarlarımdan birinde gelişen daralma sebebi ile hiper tansiyonda hayatıma girmiş oldu.
-İdrar boruma yapılan balon sonrası yenilenen stent, takıldığı tarihten 1,5 ay sonrası çıkartıldı.
-Stent çıkartma işlemine dayanmak, psikolojik açıdan başlı başına bir travma idi.
-3 Ay sonra nihayet normal yürümeye başlayabilmiştim. (Stend, sağ bacağımın aksamasına sebep oluyordu.)
-Bu arada, safra kesesi probleminden dolayı, tam ve dengeli beslenemediğimden hızla kilo kaybetmeye başlamıştım. Dengemi kaybederek düşmem sonucu sağ ayak bileğime ileri derecede burktum.
Anlayacağınız üzere; tüm vücudumun dengesi bozulduğundan her gün yeni bir sağlık sorunu baş gösteriyordu.
Tüm bu acıları çekerken, başkalarının çekmesine engel olabilmek ve hasta hakkımı aramak adına hukuki bir süreç başlatmaya karar verdim.
Hergün sağlığım ile ilgili olumsuz gelişmeler olduğundan, kabaran dosyamı Savcı bey toparlayıp İstanbul Adli tıp kurumuna gönderdi.
14.11.2012 Tarihinde Adli tıp kurumu başkanlığına 2012/97284 nolu dosyasına adli olgu olarak eklendiğime dair sms aldım...
-Tamamen bozulan ruh ve beden sağlığım.
-İflasın eşiğine gelmem (köpek eğitmeniyim, işim sağlam beden, sağlam kafa gerektiriyor ama ben tıp fakültesinden çıkamıyorum.)
-Böbreğimi kaybetme riski.
-Üreterden açık ameliyat gerektirebileceği.
-Yemek yiyememe sorunu.
-Okulumun yarım kalması.
-Yılların mesleki birikimimi, hevesle ele alıp yazdığım kitabımı yayınlatamamak.
-Elimden alınan hayallerim, umutlarım ile adlı tıp raporunu beklemeye başladım.
Ve nihayetinde geçtiğimiz hafta rapor geldi.
Özetle şunu belirtmişlerdi: “kızım, tüm bu yaşadıkların gayet normal, doktor ve diğer sağlık çalışanlarının bir kusuru yok”!
Beni tanımadığınız halde, şu an bunları okurken tepki gösterdiğinizi ve yüreğinizin acıdığını hissedebiliyorum.
Komplikasyonmuş!
Ameliyat öncesi bana imzalatılan formda bu yazıyormuş. Ameliyat olan tüm hastalara soruyorum: hangimiz en ince noktasına kadar bu formu okuyoruz? Bunları yaşama riski olan hangi kadın bu ameliyatı kabul eder? (Kaldıki; Yargıtay uygulamalarında da belirtildiği gibi matbuu formlar üzerine alınan imzaların gerçek iradeyi yansıtmadığı, hastaya gerekli bilgilendirmenin yapılmış olduğunun kanıtı olarak kabulü için anlatılan risklerin ''onam formuna'' bizzat kendi el yazısı ile yazılıp altına imzanın alınması gerekli ve zorunludur!)
Sizlere ve adli tıp kurumuna sormak istiyorum: madem bu bir komplikasyon, doktorların niye haberi yoktu?
Madem imzalattıkları formda bu yazıyordu da, doktorun kendisi de bu formu okumuş olsaydı belki de günlerce bu kadar acı çekmeyecek, yakınlarımın bu kadar üzülmesine sebep olmayacak ve en önemlisi sağlığım bu kadar ileri düzeyde bozulmayacaktı diyemezmiyiz?
Bir doktor, buna komplikasyon diyebiliyorsa kendisi niye bir haber oluyor bu durumdan? Bu durumda doktor kusurlu olmuyormu?
Madem komplikasyon Dr. C.K. neden ifadesinde ''ameliyat sahamın dışında olduğu için bilemedim ne olduğunu'' dedi.
Dr. un ameliyat sahası dışında ne işi vardı?
Dr. un ameliyat sahasının dışında olduğunu bilen Adli Tıp nasıl komplikasyon diyebiliyor?
Madem komplikasyon, neden hemşireler “Şebnem Hastalığı” esprisini yapabilmişlerdi?
Komplikasyon riski olan ameliyatlarda, ameliyattan hemen sonra hasta uyandırılmadan önce, risk olabilecek durumun uzman doktoru muayene yapıp, hastayı öyle uyandırmalı. Benim ameliyatımda üroloji doktoru ve IVP hazır mıydı? Tabi ki hayır!
Peki hala bu duruma komplikasyon nasıl diyebiliyoruz? Diyorsak da, üroloji doktorunun ve IVP (idrar borusu röntgeni) nin hazır olmaması da bir kusur değilmidir?
Dr. C.K. 'nın üreterimin yaralanmasını laparoskopi cihazının elektrik akımından kaynaklandığını söylediğini hatırlıyorsunuzdur. Bu tür lataroskopiden kaynaklanan yaralanmalar ''koter plağının'' olmaması durumunda mümkün olabilmekte.
Koter plağının olmayışıda hem hastane yönetimini, hem ameliyathane ekibini, hemde Dr. u kusurlu yapmazmı?
Tabi, başka hastaneye niye nakil edilmediğimi de merak etmiyor değilim.
Son bir hatırlatma: 26.03.2012 deki tomografi raporunda “idrar borusundan sıvı akışı” yazdığı halde, 28.03.2012 de ameliyata alınmam ve halen “ne olduğunu bilmiyoruz, karnına kesi de atabiliriz, rahmini de alabiliriz” açıklamaları tomografi raporunun okunmadığını, okunmuş olsa bile doğru zamanda doğru müdahele yapılmadığının kanıtı değilmidir?
VE HALA TÜM BU OLANLARA KOMPLİKASYON DENİYOR!
İNSAN HAYATI İLE OYNAMAK, İNSAN HAYATINI HİÇE SAYMAK, HASTA HAKLARIMIZI ELİMİZDEN ALMAK NE ZAMANDIR KOMPLİKASYON OLDU?
15 senelik meslek hayatım boyunca hiçbir veteriner hekimin sağlığından sorumlu olduğu hayvana bana davranıldığı gibi davrandığını görmedim...
Eğer biraz da olsa yüreğinizde bana yer açtıysanız, yaşadıklarımı hayal edebildiyseniz, lütfen bu yazıyı paylaşalım. Paylaşalım ki, doktor hatalarının adı KOMPLİKASYON olmasın! Paylaşalım ki, hukuki mücadeleme devam edebileyim.
Paylaşalım ki, madur olup da sesini çıkarmaya korkan, sindirilmiş hastalar da haklarını aramaya başlasınlar.
Biz (hiç bir maddi karşılık beklemeyen gönülden yardım eden) Avukatlarım ile 20.03.2013 tarihinde Savcılığa itiraz dilekçemizi sunduk.
Evet, bana sağlığımı, hayallerimi, umutlarımı geri veremeyecekler ama hiçbirşey olmamış gibi hayatlarına devam etmeleri canımı çok acıtıyor...
Sevgiyle kalın.
Şebnem Erdem
Mar 20, 2013
Şebnem Erdem_Türkçe
Güncel
Ameliyattan sonra 4. gün
Adli Tıp raporu